23 Kasım 2016 Çarşamba

Esmer Gelinciğin Masalı



Bir varmış, bir yokmuş. Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde. Develer tellâl, pireler berber iken, esmer bir gelincik çiçeği varmış. Gündüzleri insanları seyreder. Geceleri ne yapsam da kimse üzülmesin, kimseyi de üzmesin dermiş. Sonra aklına bir fikir gelmiş. Masalların sonu güzel bitince kerevete çıkılıyor diye kerevetli bir ev yaptırmış ki mutlu insanları görebilsin. Zamanla sadece mutlu olanları görünce bile mutlu olmaya, hiçbirşeye üzülmemeye başlamış. Sonra büyümüş, büyümüş ağaç kadar bir çiçek haline gelmiş ki göremediklerini de görebilsin. Yine aklına bir fikir gelmiş. Diğer insanlarda bu eve gelir ya da kendilerine kerevetli bir ev yapıp hep mutlulukları görürse onlarda zamanla daha mutlu biri haline gelirler. Tüm dünyanın duyabileceği şekilde bağırmaya başlamış düşüncelerini. Duyan duymayana söylemiş. Köpekler havlayarak, kediler miyavlayarak, kuşlar öterek durumu izah etmiş.
Bir bakmış ki sesleri dünyanın öbür ucunda yankılanıyor. Mutluluk nidaları atılmaya başlamış heryerde. Dünyada mutsuz, canı yanan tek insan kalmamış. Mutluluk bulaşmış tüm kainata.
Onlar ermiş muradına, biz çıkalım kerevetli eve. 😀
💭💭💫💫⚘🐶🐺🌍🌎🌏🗻🏡🛋
.
(Keşke masallar gerçek olsa...)

Hamide Gür Çatak

22 Kasım 2016 Salı

Çocukken...


Çocukluk zamanlarında hep susturdum seni. İçine kapayıp kuytu bir köşede küçüklüğünü gizledim. Dersti, ev işiydi, yemekti derken, seni bedenen büyüttüğümü fark edemedim.
Doğru olan o zannediyordum. Gördüğüm, öğrendiğim, hissettiğim buydu.

Bir şarkı vardı o zamanlar...
" Çok tatlısın, güzelsin
Şekerci mi baban senin..." diye...
İşte o şarkıyı;
"Kaşın çatık, yüzün asık
Gardiyan mı baban senin..." diye çevirmişlerdi benim için.
Haklılardı... Üstelik babam gerçekten Gardiyandı.

Yıllar sonra İzmire geldiğimde, burada ikamet eden eski bir komşumuzu annem aramış, kızım size yakında bir yurtta kalıyor deyince, onlar da; "Bir haftasonu buyursun bize gelsin" demişlerdi. Ama benimle yaşıt olan kızları; "Ay şimdi gelip sus pus oturacak, ne konuşacağız ki demiş." benim için. Beni görünce şaşırmış,  böyle düşündüğünü itiraf etmişti. Çocukluğumuz birlikte geçmiş ama hiç oynamamıştık birlikte. O gerçek bir çocukken ben çok olgun, sessiz bir büyük gibiydim.

Şaşırmakta haklılardı. Çünkü ben o çocuğu bir hastane odasında, yaşından epeyce büyük bir bedenin içinden geri çıkardım. Üzerinde ki ölü toprağı, ölümün kıyısındayken kaldırdım.
Bazen bir çocuk gibi içim içime sığmıyorsa çok görmeyin. Ben yalnızca  mutluyken çocuk gibi oluyorum.

Hamide Gür Çatak


20 Kasım 2016 Pazar

TECAVÜZÜ MEŞRULAŞTIRMA




112 Acil Çağrı Karşılamada görev yaparken yaşadığım kötü bir anıyı paylaşacağım.

Bir kadın aradı. "Çabuk Ambulans gönderin" dedi. Ne olduğunu ve adresini öğrenmek için sakinleştirmeye çalışırken "Çocuğuma tecavüz edildi. Ne olur hemen gelin." deyip adresini verdi. Hem ambulans hem de polis ekibi gönderdik olay yerine.

Bir yandan gelen diğer çağrıları cevaplıyor, bir yandan da inşallah gerçek değildir bu diye düşünüyordum. Ekipçe kulağımız telsizde, olay yerine giden ekipten haber bekliyorduk. Asılsız ihbar ise anons geçerlerdi hastaya ulaşamadık diye ama öyle olmadı. Götürecekleri hastanenin acilini uyarmamız için anons geçtiler.
O annenin sesini, sesinde ki çaresizliği ve kederi unutamadım.

Kapıyı açık bırakıp, üst komşuya bir şey almak için giden anne, döndüğünde çocuklarını evde bulamamış. Apartmanın bodrumunda ağlama sesi duymuş ve oraya indiğinde küçücük iki yavrusunu perişan halde, üstelik olay devam ederken bulmuş. Sapık mahallenin delisi... Aklını ve uçkurunu bu kadar hızlı kullanan bir deli... Tecavüze uğrayan üç yaşında ki erkek çocuğu hemen ameliyata alındı. Yanında da bir yaşında olan kız kardeşi varmış ve o son anda tecavüzden kurtarılmış.
Ne  ceza aldı ya da ceza aldı mı bilmiyorum. O annenin ve çocuklarında kim olduğunu bilmiyorum. Ama küçücük bir zaman diliminde, tüm ömürlerini etkileyecek yaralar açıldı.

Başka masumların canı yanmasın diye önlem almak ve bu durumu yaşayan üç yaşında da otuz yaşında da olsa, bu çirkinliği yapanların en ağır cezayı alması lazım. Daha duymadığımız ne acı olaylar vardır, dile getirilemeyen... Mağdur olan suçlu gibi susup, susturulurken... Tecavüzcü elini kolunu sallayarak ortada gezmemeli. İdamsa idam, hadımsa hadım. En ağır ceza neyse o verilmeli. Aksi kabul edilemez. .


Hamide Gür Çatak
.
#tecavüzmesrulastirilamaz#tecavuzumesrulastirma #adalet#insanhaklari #kadinhaklari#bedenimedokunma#kucukbedenleredokunma#tecavüzsuctur #pedofilisuctur#cocukistismarinahayir

TECAVÜZ MEŞRULAŞTIRILAMAZ



Eskiden evde yalnız kaldığımda üç harfliler gelirdi aklıma, onlardan korkardım. Zamanla bunun yersiz olduğunu anladım. Hiçbir haber programında onların saldırısına, tecavüzüne uğrayanı görmedim. Asıl korkmam gereken insandı.

Okullar, minibüsler, otobüsler, yollar, parklar, iş yerlerimiz, evimizin önü hatta evimizin içi bile güvenli değil. Bin tane koruma da dönmüyor etrafımızda, diken üstünde Allaha emanet yaşıyoruz.

Mağdur bebekler, çocuklar, kadınlar ve onların babası, kardeşi, kocası, sevgilisi olan mağdur erkekler... Yeni çıkan yasa için Bakan Akdağ; "Tecavüzcüleri kapsamıyor. " diye ifade etmiş. "Cebir, tehdit, hile olmadan..." ifadesi rıza anlamı yüklüyor. Ucu açık... Aileleri baskı altına alıp, kız çocuklarını tecavüzcüsü ile evlendirip köleleştirecek bu teklife karşıyım. Tecavüzcülerin en ağır cezayı almalarını istiyorum.

Bir nesil, milyonlarca insan  tecavüz korkusuyla yaşıyor. Bana dokunmayan bin yaşasın diyerek yaşatılan yılanlar oldukça da bu böyle olmaya, canlar yanmaya devam edecek... Hangi vicdanlı insan böyle bir teklife evet deyip başını yastığa rahat koyabilir. Karısı, kızı veya kardeşinin gözlerine bakmaya yüzü olabilir.

Ve dört bin istismarcı tahliye edilecek. Tecavüzcülere ağır ceza verilmesini beklerken, içerdekilerin de affedildiğini öğreniyoruz. Bu mudur adalet?


Hamide Gür Çatak

#tecavüzümeşrulaştırma#namusumuzadokunma#tecavüzmeşrulaştırılamaz

1 Ağustos 2016 Pazartesi

Kâğıtlar Daha Çok Duymuştur Sesimi




 Küçüklüğümden kalan en güzel alışkanlığım yazmak.✏ Hissettiklerimi kâğıtlara yazar, bazen yazdıklarımı yırtar atardım. En büyük sırdaşım olmuştur kâğıtlar... 📝

 Yazarak ders çalışır, öğretmenlerin anlattıklarını yazarak not alırdım. Hatta annemin "Elalemin çocuğu da ders çalışıyor. Bizimki de... Her yer kağıt. Bu nedir böyle..." deyişi kulaklarımda hâlâ. :)

 Lisedeyken mektup yazardım aileme, arkadaşlarıma. (İzmir'de yatılı lisede okudum) ✉ O zamanlar yani doksanların sonu iki binlerin başında teknoloji böyle her eve ulaşamamıştı. Zenginlerin evinde bilgisayar vardı. Yani onlar daha erkenden bağımlısı oldular bu meretin... Kazancımız büyük a dostlar. 😉

 Her gün günlük yazardım. Hüzünlenir yazar, sevinirim yine yazardım. Öyle ki konuştuğumdan fazlasını ve konuşmaktan daha fazla yazardım. Kağıtlar daha çok duymuştur sesimi. Nefretimi, sevgimi, kırgınlığımı, öfkemi... Hepsini kağıtlara döktüm. Görülmesini istemediğimi yırttım, yaktım. Birine söylesem kırardım belki, geri de alamazdım zamanı. Kırmadan ve daha çok kırılmadan yaktım. 

 Şimdi kâğıtlardan çok akıllı telefonumun not defterini kullanır oldum yazmak için. Araç değişsede amaç baki... Yazdıkça çoğaldığımı, huzuru, doyumu hissediyorum. Karın tokluğuna yazıyorum ya acıkıyorum illa... 💜

 İyi günler herkese..


Siz Hiç Güneşin Doğuşunu Tek Başına Seyrettiniz mi?



Siz hiç güneşin doğuşunu tek başına seyrettiniz mi?


En taze haliyle yepyeni bir gün başlıyorken, şehrinizi hissettiniz mi?


O şehirde tüm renkler tamam mı?


Olması gereken tüm insanlar oradalar mı?


Yaşanması gerekenler bu kadar mı?


Neleri unutmuşum, nelerden vazgeçmişim daha neler yapabilirim bu şehirde diye hiç düşündünüz mü?


İnsan eksikleri ile de insan...


Yalnızlığı ile de insan...


Sadece kazandıkları ile değil. 


Kaybettikleri ile de insan. 


Siz gün doğarken kaybettiklerinizden vazgeçip elinizde bulunanlarla yetindiniz mi? 


Gün batarken bir hüzün çöküyor sebepsiz...


Belki de karanlığı sevmiyoruzdur.


O yüzdendir bu melankolik halimiz.


Kalabalıklar da kafamızı karıştırır. Hayallerimize sınırlar koyar.


Siz hiç güneşin doğuşunu tek başına seyrettiniz mi?


Hamide Gür Çatak


(Not:Fotoğraf alıntıdır. )


Hayallerinizi Kağıtlara Yazın




Ne hayaller kurarız uzun uzun
Üzüntüleri atarız bir yana
Gizli bir şeyi kalmaz ruhumuzun
Bütün şiirlerimi okurum sana
Ne hayaller kurarız uzun uzun...

Ümit Yaşar Oğuzcan 


Hayal kurmaktan ve umut etmekten vazgeçmeyin hiçbir zaman...
Bakarsınız bir gün o hayalinizi yaşarken başka hayallere yol almışsınız. Bu fotoğraf bir hayalin gerçek oluşunun kanıtıdır. Naçizane tavsiyem hayallerinizi kağıtlara yazın. Söz uçar yazı kalır diye değil! Bakarsınız yol olur, yönünüz olur. Hem de hayallerinizin önüne etten bir duvar örmemiş olursunuz.

Bu kez kendi şiirlerimi değil Ümit Yaşar'ın şiirlerini yüksek sesle okudum. Tadı doyumsuz... Doğa da şiiri seviyor. Bende... 💙🌅


22 Haziran 2016 Çarşamba

Ölümden Başka Her Derde Deva Var





Bu fotoğraf Elazığ'ın Dede Yolu köyünde ki kerpiç evimize ait. Siz bu duvara baktığınızda ne hissediyorsunuz bilemiyorum elbet ama ben şu anda ne görüyorum onu söyleyeyim;

''Elektrikler kesilirse gaz lambamız, kalbimiz kırılırsa yedekte çelikten kalbimiz var. 
Şartlar ne olursa olsun Yaradana inancımız, dilimizde dua var.
Allah sağlık versin yeter ki... 
Ölümden başka her derde deva var...''



Hamide Gür Çatak

Gaz Lambası




Bu fotoğrafı facebook'ta görüp kaydettim. O kadar güzel ki...
Her baktığımda farklı bir anı canlanıp gözlerimde hayat buldu yeniden. İki tanesini yazacağım. 

Babaannemlerin köy evi bence köyün en güzel yerinde ki evdi. Tüm köye kuş bakışı... 🏡 Tuvalet evin avlusundaydı. Gece tuvaletim geldiğinde annemi uyandırırdım. Elinde gaz lambasıyla söylene söylene yarı açık gözle tuvalete götürürdü beni. "Gız hadi ha nedisin, bitmedi mi daha" deyişi kulaklarımda hâlâ. 😂 Uykusu kaçsın istemiyor haliyle...(Elazığ şivesi)


Birde köyde kendi evimizdeyiz. Annem komşuya gitmişti. Ben ve iki küçük kardeşim evde yalnızdık. Elektrikler kesilmiş korkmuştuk ama ben o an korktuğumu belli etmemeliydim, ablaydım. Yaktım gaz lambasını, sarıldım kuzularıma, korkmayın ben yanınızdayım dedim.👫 Yanınızda olmak ne kadar değerli bir bilseniz!.. (Ne kadar az bir arada olduk, ne kadar çok ayrı düştük sizinle..)


Şimdi ben bu fotoğrafa bakıp hangi yıllara, hangi yaşlarıma giderim daha... 


Size de anılarınızı hatırlattı mı? 😊 İyi geceler. 🎑🌃

4 Nisan 2015 Cumartesi

Seninkisi hiç bitmeyecek bir hikaye ''Kayahan''



Öldüğünü söylediler.
Güne bu haberle başladım.
Hastaydın biliyorum ve hatta epeyce savaştın vücudunu eriten mikropla.
Hikayeni biliyorum herkes kadar.
Herkes kadar tanıyorum seni.
Sözlerinde, müziğinde, sesinde...
Aşkın en yalın halini yaşadığın her haliyle belliydi.
Allah bir yetenek vermişti sana, herkesten daha iyi yaptığın.
Yazdıklarında kendini bulmayan var mıydı acaba?
Sen romantik, sen naif adam!
Daha çok küçüktüm müziğinde kendimi bulduğum zaman.
Şimdi sana veda etmiş olmak...
Yakın bir akrabamı kaybetmiş gibi,
Ki; hiçbir akrabamın sesini, senin sesin kadar duymamışımdır!..
Yaşadığım üzüntünün boyutunu tahmin edersin.
Bir iki damla gözyaşı ile geçiştiremeyeceğim, 
Ve gözyaşı dökmemenin imkansızlığı kadar büyük...
Toprak pamuktan bir yatak olmuştur inşallah sana.
Seni her dinlediğimde dua okuyacağım.
Aşkın notasını öyle erişilmez bir noktaya çıkardın ki,
Şimdi gündelik ilişkilerin hazzından yazılamaz oldu bu denli güzel, büyülü hisler.
Bu kadar etkileyici müzikler...
Sesin, müziğin, bestelerin ile unutulmayacaksın.
Unutulmayacak kadar kıymetlisin.

Seni seviyorum ve özleyeceğim Kayahan...
Nur içinde yat.

Ölümlü bu dünyada ölümsüz olarak kalacaksın!..






14 Mart 2015 Cumartesi

Uzun uzun susuyoruz, yüreğimizin kıyılarında...



Bir durgun sudayız, konuşsak da
Kuş uçmuyor içimizde ki ormanda...

Şükrü Erbaş


Sıradan bir gündü, durakta otobüs bekliyordum.
Bir kadın ve bir erkek, durağın arka tarafında bulunan ormanlık alana doğru yürüdüler.
Ellerinde bir poşet...
İçinden çıkardıkları ekmeği, parçalayıp yerlere attılar.
Kuşlar da benim gibi sessizce seyrediyordu onları.
Bir kaç saniye içinde yemeklerine doğru kanat çırptılar,
Minnetle...
Bu anı bir kare ile ölümsüzleştirmek istedim.
Zira çok duygu vardı, bu anın üzerine yazılacak...


''Rengarenk bir hayatın içinde,
Kâh siyah ve beyaz, 
Kâh  gökkuşağını yaşatıyoruz içimizde.
Oysa hayatın rengi aynı, bizler yaşamak istediğimiz rengi kendimiz seçiyoruz.
Koca bir sessizliğe bir ömür sığdıracak kadar doluyuz aslında,
Ve hiç susmadan konuşsak dahi,
İçimizde ki saklı duyguları göstermeyecek kadar da yetenekliyiz!..
Asıl arzular karanlığa gömülürken, gün ışığını yaşayanlar en alelade olanlardır.
Neden?
Belki de bizi biz yapan, içimizden hiç uçup gitmeyen sözcüklerdir.
Yemeğini bekleyen kuşlar gibi, en doğru zamanı bekliyorsa sustuklarımız...
Kim bilir...
Uzun uzun susuyoruz, yüreğimizin kıyılarında...''

Hamide Gür Çatak




3 Mart 2015 Salı

Yusuf Hayaloğlu'nun Bizlere Ayrılık Hediyesi


...............
Hani el değmemiş bir yanın vardır,
Aynalara göstermediğin bir yüzün,
Kendine sakladığın bir hüzün...
Hadi durma!
Üzülsen de, sen üzülürsün!..

Kim farkeder boşluğunu?
Ardın sıra kim ağlar?
Bir intikam gibi
Çıldırmış bu sevdalar!..

Bir intikam gibi çıldırmış bu sevdalar!..
....................


3 Mart 2009
6 yıl oldu Yusuf Hayaloğlunun vedasının ardından...
Nur içinde uyu sende Usta...

Yusuf Hayaloğlu şiirlerinin farklı bir yanı vardır, 
Sevsin, sevmesin...
Herkesin damarına süzülen.

...................... 
Acıyan yüreğimize, en güzel yara bandıdır şiir...
Şanslıyız da üstelik...
Bizim gönlümüzden, beynimizden geçenleri, 
Bizden önce yaralananlar yazmışlar çoktan.
Biraz hazıra konuyoruz belki ama,
Herkesin farklı bir mahareti var işte bu hayatta,
Kimi okur, kimi yazar,
Kimi söyler, kimi oynar...
Hele birde hepsini yapabilenler var ki sorma!..
Ve,
Aşk bitmedikçe, kalemi şiire dokunan bitmez...

Öyle bir telden vurmuş ki şiirin notasına,
Hayatını şiire katmış, şiiri hayatına...
Bir çok ünlü ismin bestelediği o güzel şiirleri,
Şarkı olarakta dinliyoruz.

Bugüne özel, eşimin de çok sevdiği bir Yusuf Hayaoğlu şiiri paylaşmak istedim.

https://www.youtube.com/watch?v=rxvjxUh40cc


Ayrılığın Hediyesi

Şimdi saat sensizliğin ertesi
Yıldız doğmuş gökyüzü ay-aydın
Avutulmuş çocuklar çoktan sustu
Bir ben kaldım tenhasında gecenin
Avutulmamış bir ben...

Şimdi gözlerime ağlamayı öğrettim
Ki bu yaşlar
Utangaç boynunun kolyesi olsun
Bu da benden sana
Ayrılığın hediyesi olsun...

Soytarılık etmeden güldürebilmek seni
Ekmek çalmadan doyurabilmek
Ve haksızlık etmeden doğan güneşe
Bütün aydınlıkları içine süzebilmek gibi
Mülteci isteklerim oldu ara sıra, biliyorsun...

Şimdi iyi niyetlerimi
Bir bir yargılayıp asıyorum
Bu son olsun be.. bu son olsun!
Bu da benim sana
Ayrılırken mazaretim olsun!

Şimdi saat yokluğunun belası
Sensiz gelen sabaha günaydın!..
İşi-gücü olanlar çoktan gitti
Bir ben kaldım voltasında sensizliğin
Hiç uyumamış bir ben...

Şimdi dişlerimi sıkıp
Dudaklarıma kanamayı öğrettim
Ki bu kızıl damlalar
Körpe yanağında bir veda busesi olsun
Bu da benden sana
Heba edilmiş bir aşkın
Son nefesi olsun..

Kafamı duvara vurmadan
Tanıyabilmek seni
Beyninin içindekileri anlayabilmek
Ve yitirmeden, yüzündeki anlık tebessümü
Bütün saatleri öylece dondurabilmek için
Çıldırasıya paraladım kendimi
Lanet olsun!

Artık sigarayı üç pakete çıkardım günde
Olsun be! ne olacaksa olsun!
Bu da benim sana
Ayrılırken şikayetim olsun!



https://www.youtube.com/watch?v=4z7ddI1NJYQ









2 Mart 2015 Pazartesi

Uğurlar Olsun Usta... ''Yaşar Kemal''




Ölmek, hiç hatırlanmamaktır.

''Bizi tanıyan son insan da öldüğünde''

Kimsenin bilmediği, duymadığı aslında hiç var olmamış biri gibi yok olacağız...

Oysa o güzel insanlar, yüreğindekileri kağıda dökerek, 

Kalemleriyle kazığı çaktılar dünyaya!

Yaşar Kemal'i, Türk Edebiyatı'nın bir koca çınarını daha kaybettik...

Nice giden çınar gibi gitti o da.

Uğurlar olsun...

Bedenin nur içinde yatsın Usta.


''O iyi insanlar, o güzel atlara binip çekip gittiler. Demirin tuncuna, insanın piçine kaldık.''

Yaşar Kemal

26 Şubat 2015 Perşembe

İki Güzel Adam... ''Kıraç'' - ''Ümit Yaşar Oğuzcan''


Bazen bir ses dokunur en derinden ruhuma.
Yılların tanışıklığı varmış gibi samimi ve merhem gibi.
Ve bir söz ki sanki benim dilimden, benim gönlümden dökülmüşçesine yazılmış...
Biri her mutsuzluğumda sesi, diğeriyse sözleri ile ruhuma yoldaş olur. 
Oysa ki kim olduğumu bilmez ikisi de...
Uzaktan uzağa severim bu iki güzel adamı.
Birinin bağırması bile çok güzel, diğerinin öfkesi dahi şiir...
İşte o en sevdiğim ses, en sevdiğim şairin şiiri ile...



YIKIK

Bugün yıkığım biliyor musun?
Ezginim, çaresizim, umutsuzum
Sancılıyım bırakma beni, insanlar kötü
Bırakma beni korkuyorum.
........
Bir deli otlar büyüyor içimde
Sancılıyım, yorgunum, kederliyim
Bu halini sevdim gitme kal
Çamurlar çirkefler içindeyim
.......
Bir dayak yemiş adamım şimdi
Bezginim, kararsızım, yılgınım
Al götür beni o kayıp gecelere
Yeter ikimize yalnızlığım

Ümit Yaşar Oğuzcan




10 Ocak 2015 Cumartesi

Sevi Şiiri - Ümit Yaşar Oğuzcan

 Bu günü bir şiir ile geceye kavuşturmak istedim.

Duygusal bir insan için sadece insan ilişkileri değil tabi!
Bir taş, ağaç, çiçek... kısacası her şey şiire konu olabilir. 
 Yüreğim çok küçük yaşlarda dokundu şiire. 
Ve bazı şairlerin şiirlerini büyük bir hayranlıkla, gıpta ederek okuyorum.
 Kalemimin dilini, Ümit Yaşar Oğuzcan şiirlerinin diline benzetiyorum.
Tabi o kadar iyi yazmak için daha kaç fırın ekmek yemem lazım!..


''Keşke ben yazmış olsaydım'' dediğim ve her satırında eşimi gördüğüm,

 en güzel şiirlerinden;
Sevi!..

Kendi şiirlerimi de paylaşacağım günler gelecek...


SEVİ ŞİİRİ

Ben senin en çok sesini sevdim
Buğulu çoğu zaman, taze bir ekmek gibi
Önce aşka çağıran,sonra dinlendiren
Bana her zaman dost, her zaman sevgili

Ben senin en çok ellerini sevdim
Bir pınar serinliğinde,küçücük ve ak pak
Nice güzellikler gördüm yeryüzünde
En güzeli bir sabah ellerinle uyanmak

Ben senin en çok gözlerini sevdim
Kâh çocukça (ela) mavi, kâh inadına yeşil
Aydınlıklar, esenlikler, mutluluklar
Hiç biri gözlerin kadar anlamlı değil

Ben senin en çok gülüşünü sevdim
Sevindiren, içimde umut çiçekleri açtıran
Unutturur bana birden acıları, güçlükleri
Dünyam aydınlanır sen güldüğün zaman

Ben senin en çok davranışlarını sevdim
Güçsüze merhametini, zalime direnişini
Haksızlıklar, zorbalıklar karşısında
Vahşi ve mağrur bir (kartal) dişi kaplan kesilişini

Ben senin en çok sevgi dolu yüreğini sevdim
Tüm çocuklara kanat geren (babalığını) anneliğini
Nice sevgilerin bir pula satıldığı bir dünyada
Sensin, her şeyin üstünde tutan sevdiğini

Ben senin en çok bana yansımanı sevdim
Bende yeniden var olmanı, benimle bütünleşmeni
Mertliğini, yalansızlığını, dupduruluğunu sevdim

Ben seni sevdim, ben seni sevdim, ben seni...